Uyuşmazlık

Ranciere

İşte bu şekilde hiçbir şey kendinde politik değildir. Fakat bu iki mantığın buluşmasına meydan
veriyorsa, herhangi bir şey politik hale gelebilir. Aynı şey bir seçim, bir grev, bir gösteri politikaya meydan verebilir de vermeyebilir de. Bir grev, daha büyük bir paydan ziyade reformlar istediğinde ya da ücretlerin yetersizliğinden ziyade otorite ilişkilerine saldırdığında politik değildir. İşyerini toplulukla bağıntısı içerisinde belirleyen ilişkileri yeniden şekillendirdiğinde ise politiktir.

Hanenin içi, içerisinde iktidar ilişkilerinin iş başında olduğunu gösteren yalın bir olgudan ötürü değil, fakat topluluk içinde kadınların yeterliği üzerine bir çekişmede argüman konusu olmasından ötürü politik alana dönüştürülmüştür.

Uyuşmazlık – Ranciere

Hanenin içi, içerisinde iktidar ilişkilerinin iş başında olduğunu gösteren yalın bir olgudan ötürü değil, fakat topluluk içinde kadınların yeterliği üzerine bir çekişmede argüman konusu olmasından ötürü politik alana dönüştürülmüştür.

Hiçbir şey kendinde politik değildir, çünkü politik-olan, ancak ona ait olmayan bir ilke aracılığıyla olup biter: eşitlik. Bu “ilke”nin statüsünün özgül olarak belirlenmesi gerekir. Eşitlik, politikanın sonradan uygulamaya koyduğu verili bir şey, yasada cisimleştirilmiş bir öz ya da politikanın ulaşmayı amaçladığı bir hedef değildir. Eşitlik, kendisini işlerliğe koyan pratikler içerisinde seçik kılınması gereken salt bir ön varsayımdır.

Düşünme (in-telligence) eşitliğinin ve düşünsel (intellectuel / intellectual) özgürleşmenin teorisyeni olan Joseph Jacotot’da böyle bir reddin saf biçimini başka bir yerde çözümlemiştim. Jacotot, eşitlik sayıltısı mantığını toplumsal bedenlerin kümelenişi mantığının kökten karşıtı olarak koyar. Jacotot için, kendisi olmaksızın hiçbir eşitsizliğin düşünülebilir olmadığı bu eşitliğin bir gösterisini sunmak daima mümkündür, fakat böyle bir edimin daima bir kerelik bir gösterim olmasını, her seferinde doğrul anışının saf izinin yinelenişi olmasını öngören katı koşulla Eşitlik, toplum ya da devlet örgüt-lenmesi içerisinde bir yer sevdasına düştüğü an karşıtına dönüşür.
Düşünsel özgürleşme, buna göre, halkın bünyesine sindirilmeksizin, başka deyişle bir ebedi azınlık örgütleme tarzı haline gelmeksizin kurumsallaştırılamaz.

Politika, öznelerle ya da daha doğrusu öznelleşme tarzlarıyla ilgili bir meseledir. Öznelleşme derken kastettiğim şudur: verili bir deneyim alanı içerisinde önceden kimliklendirilebilir olmayan ve bu yüzden de kimliklendirilmesi o deneyim alanının yeniden şekillendirilmesinin bir parçası olan bir bedenin ve “bir söz-söyleme” (enonciation / enunciation) yeterliğinin bir dizi eylem aracılığıyla üretimi.

Her politik öznelleşme, bu türden bir boşluğun görünüşe çıkışıdır. Militan proleterlerin işçi değil de sınıf-yitirmiş (diclasse) olduklarına ve militan feministlerin kendi cinsiyetlerinin yabancısı olduklarına karar veren tanıdık polis mantığı, bütün bütüne haklıdır. Her öznelleşme, bir kimliksizleşmedir, bir yerin doğallığından uzaklaşmadır, hiçbir saygınlığı olmayanların sayıldıkları alan olduğundan herhangi ir kimsenin sayılabileceği, bir paya sahip olanlar ile hiçbir paya sahip olmayanlar arasında bir bağlantının kurulabileceği bir özne alanının açılmasıdır.

Blanqui’nin kendisini saflarına katmaya uğraştığı proleter sınıf hiçbir şekilde bir toplumsal grupla
özdeşleştirilemez. Proletarya ne kol emekçileridir ne de emekçi sınıflardır. Proleterler, ancak onları adı sanı olmayanlar sayan bildirimin ta kendisinde var olan sayılmayanların sınıfıdır.
Proleter adı, ne bir bireyler çokluğunca eşit olarak paylaşılan bir özellikler kümesini kol emeği,
endüstriyel emek, yoksulluk, vb. ne de bir ilkeyi cisimleştiren ve üyeleri bu bireyler olan ortaklaşa bir bedeni tanımlar. Bu ad, bir yanlışı ortaya serme sürecine özdeş bir öznelleşme sürecinin parçasıdır.


“Proleter” öznelleşme işçilerin çokluğuyla bağıntılı bir dayatmadan ötürü yanlışın öznesini tanımlar.

Bunları da beğenebilirsiniz
Devamı İçin

Anlam Görmeden Önce Gelir

Gerçekliği algılamak her zaman anlamlandırmadır. ‘’Gerçekliği algılamak her zaman anlamlandırmadır.’’ Kabullerimiz, algı düzeneklerimiz, görme biçimimiz gerçekliği, olguları ve…
Devamı İçin

Gündelik Hayata Direnmek

Süreyya Karacabey “Direniş, sadece büyük politik karar anlarının eşlik edicisi değildir, direniş aslında bir formun dışına çıkmak için…
Devamı İçin

Tahakkümün Bütün Tarzları

Adorno, tarihi, rasyonun kendi tanımladığı her şey üzerinde rasyonel hakimiyetin tarihi olarak görür. Kendinden farklı olan üzerinde (doğa,…